İçeriğe geç
Çanakkale Rapor

Çanakkale’yi yaşarken başvuracağınız rehber

Yeme İçme

Ekmeği Kabartan Görünmez İşçi: Mayanın Kimyası

Hamuru kabartan ne ısı ne de yoğurma gücüdür. Tek hücreli bir canlının ürettiği gaz, unun protein ağında hapsolunca ekmek ortaya çıkar.

Aslıhan Ertem 4 dk

Fırından çıkan bir ekmeği ikiye böldüğünüzde gördüğünüz o gözenekli yapı, mutfaktaki en eski biyoteknoloji ürünüdür. Un ve su karışımını kabartan şey ne ısı ne de yoğurma gücüdür. İşi yapan, çıplak gözle görülmeyen tek hücreli bir canlıdır. Maya, hamurun içinde beslenir, çoğalır ve yan ürün olarak gaz üretir. Ekmeğin hacmi de tadı da büyük ölçüde bu görünmez işçinin eseridir.

Hamurun İçinde Neler Oluyor

Buğday ununda nişasta ve protein bulunur. Su eklendiğinde nişastanın bir kısmı basit şekerlere ayrışmaya başlar. Maya hücreleri bu şekerleri kullanır ve oksijenin sınırlı olduğu hamur ortamında fermantasyona geçer. Bu süreçte karbondioksit gazı ve az miktarda alkol açığa çıkar. Alkolün büyük kısmı pişirme sırasında uçar; geriye kalan, ekmeğe kendine has kokusunu veren bileşiklerdir.

Üretilen karbondioksit hamurun içinde kaçacak yer arar. İşte burada unun proteini devreye girer. Yoğurma sırasında bu proteinler birbirine bağlanarak esnek ve tutucu bir ağ kurar. Bu ağ, gaz kabarcıklarını içeride hapseder. Yeterince güçlü bir ağ yoksa gaz kaçar ve hamur kabarmaz; ağ fazla sıkıysa hamur yeterince genişleyemez. İyi ekmek, bu iki uç arasındaki dengede pişer.

Neden Bekletmek Gerekir

Mayalanma bir sabır işidir çünkü aynı anda birden fazla süreç ilerler. Gaz üretimi hacmi büyütürken, enzimler nişastayı ve proteini parçalayarak tat bileşenleri oluşturur. Kısa sürede kabaran bir hamur büyük görünür ama tadı yavan kalır. Uzun ve serin mayalanma ise daha karmaşık aroma verir.

Sıcaklık burada temel ayardır. Ilık ortamda maya hızlı çalışır, hamur çabuk kabarır. Serin ortamda çalışma yavaşlar, buna karşılık tat geliştiren tepkiler için zaman kazanılır. Bu yüzden bazı ekmeklerin hamuru buzdolabında gece boyu bekletilir. Amaç kabartmak değil, tat biriktirmektir.

Ekşi Maya Farkı

Ticari maya tek bir türün seçilmiş ve çoğaltılmış halidir. Ekşi maya ise un ve suyun kendi haline bırakılmasıyla oluşan canlı bir topluluktur. İçinde yalnızca maya değil, laktik asit üreten bakteriler de bulunur. Bu bakteriler ortamı asitlendirir ve ekmeğe o tanıdık ekşimsi tadı verir.

Asit ortamın başka etkileri de vardır. Hamurun protein ağını farklı biçimde etkiler, bazı mineralleri daha erişilebilir hale getirir ve ekmeğin daha geç bayatlamasına yardımcı olur. Ekşi maya ekmeklerinin daha yoğun dokusu ve uzun süre tazeliğini koruması bununla ilgilidir.

Fırında Son Perde

Hamur fırına girdiğinde ilk birkaç dakika içinde çarpıcı bir genişleme yaşanır. Isınan gaz kabarcıkları hızla büyür, hamurdaki su buharlaşarak hacmi daha da artırır ve maya son bir hamleyle yoğun gaz üretir. Sıcaklık yeterince yükseldiğinde maya hücreleri ölür ve genişleme durur. O anda hamurun yapısı sertleşerek son şeklini alır.

Kabuğun rengi ve kokusu ise ayrı bir kimyanın ürünüdür. Yüzeydeki şekerler ve proteinler yüksek sıcaklıkta birbirleriyle tepkimeye girer; bu tepkime yüzlerce farklı aroma bileşiği ve o altın rengi kabuğu oluşturur. Ekmeğin fırından çıkarken yaydığı koku büyük ölçüde buradan gelir.

Hamurun Küçük Sırları

Tuz, ekmekte yalnızca tat için kullanılmaz. Maya faaliyetini bir miktar yavaşlatır ve protein ağını güçlendirir. Tuzsuz yapılan bir hamur hızlı kabarır ama yapışkan ve dağılgan olur, fırında da çabuk söner. Bu yüzden tuzun ölçüsü, tarifin en az esneyen kısmıdır.

Su miktarı da doku üzerinde belirleyicidir. Yüksek su oranıyla hazırlanan hamurlar işlenmesi zor olsa da daha iri ve düzensiz gözenekler verir. Daha az suyla yoğrulan hamur ise sıkı ve eşit dokulu bir iç yapı oluşturur. Aynı un, aynı maya ve aynı fırınla birbirinden çok farklı ekmekler çıkabilmesinin sebebi budur.

İnsanların mayayı bir canlı olarak tanıması yeni sayılır. Oysa mayalı ekmek çok daha eskidir. Muhtemelen bir hamurun unutulması, ortamdaki mayaların ona yerleşmesi ve sonucun beklenmedik biçimde iyi çıkmasıyla başladı. Sonrasında insanlar bir önceki hamurdan bir parça ayırıp yenisine katmayı öğrendi. Neyi taşıdıklarını bilmeden, canlı bir kültürü kuşaktan kuşağa aktardılar.

Bugün mutfakta bir hamurun kabarmasını izlerken aslında binlerce yıldır süren bir ortaklığı izliyoruz. Bir tarafta tahılı işleyen insan, diğer tarafta o tahılla beslenip karşılığında ekmeği hafifleten mikroskobik bir canlı. Sofradaki en sıradan şey, en eski işbirliğimizin ürünü olabilir.